Göz Hastalıkları



Gözlerimiz 5 duyu organimiz arasında bize dünyanın tüm güezelliklerini gösteren, hayata bağlayan, öğrenme ve algılama yeteneğimizi harekete geçiren en önemli organımızdır. Gözlerimizi düzenli şekilde muayene ettirmek sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmemiz için son derece önemlidir. Hiç bir göz sorunumuz olmasa bile olası problemlerin erken saptanabilmesi için yılda bir göz muayenesi olmalıyız. Çocuklarda bu süre 6 ayda bir, hatta bazı özel durumlarda hekimin önerisi ile daha sık olabilir. unutmamalıdır ki göz
muayenesi sırasında şeker hastalığı, beyin tümörleri gibi birçok hastlalığın ilk belirtileri gözde saptanabilmekte tanısı konulabilmektedir.


Göz Muayenesi Aşamaları

Görme Keskinliği Testi

Çok ince detayları görebilme yeteneğimiz, giderek küçülen rakamlardan oluşan testlerle kontrol edilir.


Göz Kapaklarının Muayenesi

Göz kapakları, gözyaşı bezleri, gözyaşı kanalları ve göz etrafındaki alanların durumu incelenir.

 

Göz Kaslarının Muayenesi

Göz hareketleri, şaşılık, çift görme olup olmadığı saptanır.

 

Göz Tansiyonu Ölçümü

Otomatik ya da manuel yöntemler yardımı ile göz içi basıncı saptanır. Göz tansiyonunun ölçümü Glokom hastalığının erken teşhisi için büyük önem taşımaktadır.

 

Biomikroskobik Muayene

Büyütücü mikroskop yardımı ile konjonktiva, sklera kornea, iris, lens gibi dokuların detayları incelenir.


Göz Dibi Muayenesi

Bu muayene ile Diyabet bağlı oluşan retinopatiler, retina dekolmanı, glokom, hipertansiyon, beyin tümörü ve vücuttaki çeşitli hastalıklara ait belirtiler saptanabilir.

Katarakt Hastalığı

Katarakt, net görmemizi sağlayan doğal göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi ve matlaşmasıdır. Başka bir anlatımla görmemizin buzlu bir camın arkasından bakıyormuş gibi olmasıdır.


Katarakt, ileri yaşlarda görülen bir göz hastalığı olmasına rağmen; yeni doğan bebeklerde, şeker hastalarında, göze gelen fiziksel darbeler sonrasında, uzun süreli kortizonlu ilaç kullananlarda da görülebilen bir göz hastalığıdır.


Kataraktın belirtileri; çok ince detayları görebilme yeteneğimiz, giderek küçülen rakamlardan oluşan testlerle kontrol edilir.

 

• Görmenin yavaş yavaş azalması
• Işığa hassasiyet (göz kamaşması)
• Okuma zorluğu
• Gece görüşünde bozulma
• Renklerde soluklaşma veya sararma
• Gözlük numaralarının sık değişmesi


Katarakt, ilaçla tedavisi yapılan ve ilerlemesi durdurulabilen bir rahatsızlık değildir. Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Modern cerrahi yöntemlerle yapılan katarakt ameliyatı sonucunda hastalar aynı gün evlerine dönebilmektedir.



Katarakt Tedavisi

Kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Ameliyat esnasında göz damla yardımıyla bölgesel olarak uyuşturulur, bu şekilde ameliyat narkozsuz, iğnesiz, ağrısız olarak gerçekleştirilir.



Fako Yöntemi (Fakoemülsifikasyon Tekniği)

Saydamlığını yitirmiş göz içi merceği ultrasonik ses dalgaları yayan özel bir cihazla göz içinde parçalanarak emilir. Yapay, katlanabilir bir mercek göze yerleştirilir. Kesi küçük olduğundan dikişe gerek duyulmaz. Enfeksiyon ihtimali sebebiyle iki gözün ameliyatı aynı gün yapılmaz. İki gözün ameliyatı arasındaki sürenin en erken 1 hafta olması önerilir.



Katarakt tedavisi, mikrocerrahi gerektiren çok önemli bir ameliyattır.

Ameliyatın başarısını, hekimin tecrübesi ve ameliyatın gerçekleştirildiği ameliyathane sterilizasyonu ve kullanılan malzeme kalite ve sterilizasyonu doğrudan etkiler.

 

 

Multifokal Göz İçi Lens Tedavisi

Bu tedavi yönteminde gözün içindeki mercek alınıp yerine birden fazla odaklama kabiliyeti olan mercek konulmaktadır. Bu merceklerde çeşitli halkalar mevcuttur. Bu halkaların bir kısmı uzağı, bir kısmı da yakını görmeyi sağlar. Böylece görme merkezine hem uzaktaki hem de yakındaki görüntüler net olarak düşmektedir. Hastalar buna çok kısa sürede adapte olarak uzak ve yakın gözlüklerinden kurtulabilirler.


Bu ameliyatta hasta seçimi çok önemlidir. Hasta için uzağı mı yoksa yakını mı görmek önemli, buna dikkat edilmelidir. Bu tedavinin avantajı ise, katarakt ameliyatı olması gereken hastalarda aynı seansta hem kataraktı yok etmesi hem de uzak ve yakın görme problemine basitçe çözüm bulmuş olmasıdır.

 

Göz Tembelliği (Ambliyopi)

Göz tembelliği iki gözün aynı netlik ve seviyede görememesidir. Halk arasında çok konuşulan, fakat az bilinen bir konudur. Fark edilmesi oldukça zor ve fark edildiği zaman da genellikle tedavi için geç kalınmış olmaktadır. Zamanında tanısı konduğunda ve tedavisi yapıldığında tedavisi kolay bir hastalıktır.


Gözün öndeki kırıcı ortamlarından görüntü bir şekilde sinir tabakasına ulaşmaz ya da bulanık olarak oluşacak olursa kişi de göz tembelliği oluşur. Göz tembelliğine sebep olan durumların bir an önce ortadan kaldırılması ve görme sinirinin uyarılmaya başlanması gerekir. Bu uygulanmadığı takdirde göz tembelliği kalıcı hale gelebilmektedir.

 

Göz tembelliğinin nedenleri;

• Şaşılık olması
• Doğuştan katarakt olması
• İki göz arasında bir numaradan fazla fark ya da her bir gözde ayrı ayrı yüksek astigmat, miyop veya hipermetrop olması (Anizometropi)
• Kornea, iris, lens ve vitreus gibi gözün kırıcı ortamlarının anormal pozisyonda olmaları ile ilgili diğer hastalıkların varlığı
• Göz kapağı hastalıkları da (göz kapağı düşüklüğü gibi...) görme eksenini kapayarak göz tembelliğini oluşturur.


Göz tembelliğinin tedavisine ne kadar erken başlanırsa sonuç o denli başarılı olacaktır. En başarılı sonuçlar 6-7 yaşına kadar alınmaktadır.

 

Multifokal Göz İçi Lens Tedavisi

Göz tembelliği anne-baba tarafından tespit edilemez sadece detaylı bir göz muayenesi sonucunda saptanabilir.

Göz muayenesinin belli bir yaşı yoktur. Şikâyeti olan çocuk hangi yaşta olursa olsun mutlaka, hiçbir şikayeti olmayan çocuklar ise 2-3 yaşında mutlaka bir göz hekimi tarafından muayene edilmelidir.

 

Retina (Sinir Tabakası)

Retina, göz küresinin arka duvarını bir duvar kağıdı gibi kaplayan ve görme hücrelerinden oluşan ağ tabakasıdır. Retinada oluşan hastalıklar doğrudan görme duyumuzu tehdit eder.

 

Retina hastalıklarına aşağıdaki hastalıklar örnek verilebilir:

• Şeker ve hipertansiyon hastalığına bağlı kanamalar
• Retina damar tıkanmaları
• Retina dekolmanları / yırtıkları
• Sarı nokta hastalığı
• Doğumsal retina hastalıkları
• Retina altında sıvı birikmesi, retina ödemi
• Göz içine giren yabancı cisimler
• Makula delikleri
• Vitreoretinal yüzey bozuklukları
• Retina tümörleri

 

Retina hastalığının belirtileri:

• Ani veya yavaş görme kaybı
• Kırık-eğri görme
• Işık çakmaları
• Göz önünde uçuşan koyu cisimler (uçuşan sinekler)
• Görüşün perdelenmesi
• Gelip geçici ve kısa süreli görme kaybı
• Görüş alanında karanlık bölgeler oluşması

 

Şeker ve hipertansiyonun retinaya olumsuz etkileri

Şeker ve hipertansiyon hastalıkları vücudun tüm sistemlerini olumsuz etkiler ve ilk olarak en büyük olumsuz etkiyi gözde meydana getirir. Bu hastalıklar sonucu retinada damar genişlemeleri ve geçirgenlik bozuklukları sonucunda kanamalar, sıvı birikimleri ortaya çıkar.

 

Retina Hastalıklarının Tedavisi

Retinada erken teşhis, koruyucu medikal tedavi ve geç kalınmadan yapılacak lazer tedavisi, göz içine ilaç enjeksiyonu veya cerrahi müdahale hayati önem taşımakta ve kalıcı görme sorunlarının oluşmasını engellemektedir.

 

Glokom

Halk arasında “Karasu Hastalığı “ veya ‘’Göz Tansiyonu’’ olarak bilinen glokom, göz içi basıncı yüksekliğine bağlı olarak görme sinirinin hasara uğramasıdır. Buna bağlı olarak kişinin görme alanı= görme genişliği yavaş yavaş daralır. Bazen hiç bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle genellikle hastalar en son aşamada, görmelerini tamamen kaybettikten sonra fark edebilirler. Bundan dolayı 40 yaşından sonra tüm bireyler şikayeti olmasa bile en az yılda bir kez göz tansiyonları açısından bir göz hekimi tarafından muayene edilmelidirler.

 

Glokom kimlerde görülür?

  • • Göz içi basıncı normalden yüksek olan kişilerde glokom gelişme riski daha yüksektir; ancak göz içi basıncı yüksek olan herkeste glokom olabileceği anlamına gelmez.
  • • 60 yaşın üzerindeki kişilerde glokom riski artmaktadır.
  • • Glokomun genetik ile ilişkisi olabilir. Ailesinde glokom olan kişilerde gelişme riski daha yüksektir.
  • • Şeker hastalığı ve guatr olan hastalarda glokom gelişme riski daha fazladır.
  • • Ciddi göz yaralanması,göz tümörleri ve kronik üveit veya iritis gibi göz iltihaplarında glokom görülebilir.
  • • Genellikle uzağı iyi görememe olarak bilinen miyopide glokom sıklığı yaklaşık iki misli artmıştır.
  • • Uzun süreli kortizon kullanımı (damla, ağızdan veya cilt pomadı vb. olarak) ikincil glokom gelişimine neden olabilir.

 

Yukarıda sayılan bulguları olan kişiler mutlaka glokom açısından bir göz hekimi tarafından muayenesi yapılmalıdır.

 

Glokomun sebepleri

Göz içinde salgılanan göz içi sıvısının boşalamamasına bağlı olarak göz içinde basınç yükselir. Bunun sonucu olarak yükselen göz içi basıncı da görme siniri hücrelerine zarar verir.

 

Glokomun belirtileri

  • • Sabahları belirginleşen baş ağrıları,
  • • Zaman zaman bulanık görme,
  • • Geceleri ışıkların etrafında ışıklı halkalar görülmesidir.

 

Glokom Riskini Artıran Faktörler Nelerdir?

  • • Ailede glokom öyküsünün olması (genetik yatkınlık)
  • • 35 yaşın üzerinde olunması
  • • Şeker hastalığı
  • • Şiddetli kansızlık veya şoklar
  • • Yüksek-düşük sistemik kan basıncı (vücut tansiyonu)
  • • Yüksek Miyopi
  • • Yüksek Hipermetropi
  • • Migren
  • • Uzun süreli kortizon tedavisi
  • • Göz yaralanmaları

 

Bu özelliklere sahip kişiler glokom hastalığı açısından normalden daha yüksek risk taşıdıkları için, görme sinirindeki hasarın erken tespiti amacıyla düzenli olarak göz muayenelerini mutlaka yaptırmalıdırlar.

 

Glokom Tedavisi

Glokom tedavi edilmeği takdirde körlükle sonuçlanan, geri dönüşümü olmayan bir hastalıktır. Glokomun tedavisinde başlıca üç yol mevcuttur:

 

İlaç Tedavisi

Burada amaç çeşitli ilaçlarla göz içi basıncını belirli seviyelerin altına indirmektir. Bu bir ilaç kullanarak olabileceği gibi birden fazla ilaç kullanarak da olabilir.

 

Cerrahi Tedavi

Burada amaç birden fazla ilaç kullanımına rağmen göz içi basıncı hala yüksek seyrediyorsa ve görme sinir hasarı devam ediyorsa uygulanır.

 

Lazer Tedavisi

İlk olarak; akut glokom krizi tedavisinde ve diğer gözün glokom krizine girmesinin engellenmesinde kullanılır. İkinci olarak kronik glokom vakalarında, göz içinde yapılan sıvının dışa çıkışını kolaylaştırmak için yapılmaktadır.

 

Konjenital Glokom (Bebeklerde Glokom)

Yeni doğan bebeklerde de göz tansiyonu yüksek olabilir. Bu hastalık başlangıçta belirti vermediği halde ilerledikçe bebeğin gözünün büyüdüğü dikkat çeker. Ayrıca ışığa bakamama, sulanma gibi belirtileri vardır. Tedavi edilmediği takdirde bebeğin görmesi kaybolacak ve görme yeteneğini kaybedecektir. Ancak yapılacak olan ameliyatla göz tansiyonu düşecek ve görme kaybı önlenecektir. Bazen bu bebeklerde birden fazla ameliyat gerekebilir.

 

Konjenital Glokomun Belirtileri

Gözün kornea tabakasında bulanıklık, beraberinde gözyaşı artışı, ışığa hassasiyet ve göz kapaklarında spazm bulunabilir. Göz tansiyonuna bağlı olarak gözlerde büyüme görülebilir. Erken tanı çok önemlidir. Hastalığın tedavisi cerrahidir. Uzun süreli takipleri gereklidir. Glokom tedavi edilmeği takdirde körlükle sonuçlanan, geri dönüşümü olmayan bir hastalıktır.

Şaşılık

Gözlerin birbiriyle olan paralelliğini kaybetmesidir. Gözleri aşağı-yukarı, sağa veya sola hareket ettiren kasların birinde veya birkaçında kuvvet azlığı veya fazlalığı olması şaşılığa neden olur. Bunun sonucunda bir göz karşıya düz bakarken diğeri içe, dışa, yukarı veya aşağı kayabilir. Şaşılığın oluşmasında tek bir neden yoktur. Farklı nedenlerle şaşılık oluşabilir.

 

Şaşılık tedavisinde erken teşhis çok önemlidir. İlk göz muayenesi için geç kalındığında ömür boyu sürecek görme azlığı sorunları ve estetik sorunlar oluşabilmektedir. Bundan dolayı doğum sonrası ve erken çocukluk döneminde çocukların göz şikayeti olmasa bile mutlaka bir göz hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmesi gereklidir.

 

Muayenede;

  • • Gözde paralelliğin kaybolması
  • • Çift görme
  • • Bulanık görme
  • • Baş veya yüzün bir yana dönük olması gibi durumlar tespit edilebilir.


Bazen bebeklerde yalancı kayma diye anlatılan, burun kökünün genişliği ile ortaya çıkan yanıltıcı bir durum görülebilir. Yalancı kaymanın gerçek kaymadan tam olarak ayırt edilebilmesi için mutlaka bir göz muayenesi yapılmalıdır.


Her zaman aynı gözde olması kayan gözün görmesinin daha az olduğunun belirtisidir ve gecikmeden kaymanın sebebinin ortaya konup tedavisinin gecikmeden planlanması gerekmektedir. Tedavisi geciktiğinde o gözde kalıcı göz tembelliği oluşmaktadır.


Her yaşta tedavisi yapılabilen şaşılığın tedavisinde;

 

• Gözlük: Gözlük ihtiyacın kaynaklanan ve gözlükle düzelen tip kaymalarda,
• Kapama Tedavisi: Kaymaya bağlı görmede tembellik varsa,
• Cerrahi müdahale: Doğuştan olan kaymalar, gözlük gerektirmeyen kaymalar, Gözlük takıldığı halde düzelmeyen kaymalar cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

 

Sarı Nokta (Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu)

Merkezi görmeden sorumlu sinir tabakasının(retina) hastalığıdır. 55 yaşından sonra oldukça sık görülen ve yaş ilerledikçe sıklığı daha da artan ve ilerledikçe kalıcı görme kaybına yol açabilen bir hastalıktır.


Sarı nokta hastalığı kimlerde görülür?

  • • Sigara kullananlar
  • • 55 yaşın üstündeki kişiler
  • • Kalıtımsal risk taşıyanlar

 

Risk faktörleri

Kişinin yaşı ve kalıtımsal özellikleridir. Diğer risk etkenleri ise hipertansiyon, sigara, beslenme şekli, lipid - kolesterol yüksekliği, güneş ışığına uzun süre maruz kalma ve şişmanlıktır.


Hastalığın belirtileri

  • • Görme kaybı
  • • Cisimleri, çizgileri eğri veya kırık görme
  • • Göz önünde karartılar
  • • Görme kalitesinde bozulma

 

Hastalığın kaç tipi vardır ve sonuçları

Hastalığın kuru ve yaş tip olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Kuru tip %90 oranında, yaş tipi ise %10 oranında görülür. Fakat görme kaybına yol açması yüzünden yaş tipte erken teşhis daha büyük önem taşır. Kuru tipe oranla daha hızlı ilerleyen hastalık, ani görme kaybı ile birlikte renkli görmenin ve kontrast hassasiyetinin bozulmasına, zamanla retina ve makulada oluşan yeni damarlarda kanama yapması sonucu körlüğe sebep olur.

 

Sarı nokta hastalığının tedavisi

Kuru tipte vitamin ile koruyucu tedavi, yaş tipte ise yeni damar oluşumunu ve kanamayı önleyici göz içine iğne tedavisi ve gerektiğinde lazer tedavisi uygulanır.

 

Sarı nokta tedavisinde uygulanan ilaç enjeksiyonu

Tedavi süresince göz içine enjeksiyon şeklinde kullanılan ilaç, göz arkasındaki göz hücreleri tarafından hastalık durumunda salgılanan ve yeni damar oluşturan proteini engelleyerek görme kaybını önler. 4 - 6 hafta aralıklarla göz içine enjekte edilen ilaç, sarı noktadaki yeni damar gelişimini durdurmakta ve hastanın şikâyetlerini azaltmaktadır. Enjeksiyon en az 3 kez uygulanır; ancak daha fazla uygulanan hastalar da vardır. Sarı nokta tedavi edilmez ise görme %95 oranında azalır ve körlüğe doğru gider.

 

Denizli Özel Sağlık Hastanesi’nde "Sarı Nokta Hastalığı" son teknoloji cihazlar ile tanısı yapılmakta ve tedavisi uygulanmaktadır.

 

Karatokonus Nedir?

Keratokonus gözün saydam tabakasının yani korneanın ilerleyici miyop ve astigmat ile birlikte incelmesi ve sivrileşmesiyle oluşan bir hastalıktır. Genellikle ergenlik döneminde başlayan hastalıktan hastalar ancak 20’li yaşlarında haberdar olurlar. Hastalık 20–40 yaş arasında ilerleme gösterip 40’lı yaşlardan sonra durağan döneme girer.


Keratokonusun sebepleri nelerdir?

Keratokonus hastalığının nedeni tam olarak bilinememekle birlikte, gelişiminde genetik ve mekanik travmalar en önemli rolü oynar.


Hastalığın belirtileri nelerdir?

  • • Gözde sürekli alerji / kaşıntı olması (hafif göz irritasyonu)
  • • Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmatın olması
  • • Gözlüğe rağmen net görememek
  • • Işığa hassasiyetin artması
  • • Göz kamaşması


Bu belirtiler keratokonus hastalığı riskinin yüksek oranda olduğunun habercisidir. Keratokonusta 2 problem esastır;

 

  • • Görmede azalma
  • • Hastalıkta ilerleme

 

Tedavi Seçenekleri

• Kontakt Lens
• UV Cross-Linking Tedavisi (Moleküler düzeyde çapraz bağlanma): UV – Cross-Linking ameliyatı, UVA ışığı ve Riboflavin kullanılarak korneanın kollajen moleküllerine etki edip, kornea mekaniğini arttırarak keratokonus hastalığındaki ilerlemeyi durdurabilir. Cross-Linking tedavisi keratokonusun ilerlemesini durduran tek tedavi yöntemidir.

 

ROP - Prematüre Retinopatisi (ROP) Nedir?

Bebeklerin gözlerindeki damarlar, doğuncaya kadar gelişir.37 haftadan daha erken doğan bebeklerde bu gelişme tamamlanmadığı için doğduktan sonra da devam eder. Bu damarların çeşitli nedenlere bağlı olarak anormal şekilde gelişimi prermatüre retinopatisi denilen, tedavi edilmediği takdirde körlüğe sebep olan bir duruma yol açar.


Prematüre Retinopatisi En Çok Hangi Bebeklerde Görülür?

Normal bir gebelik 40 haftadır. 37 hafta tamamlanmadan önce doğan, 2.500 gramdan az olan bebeklerde görülme olasılığı fazladır.32 haftadan önce doğan ve 1000 gram altında olan bebeklerde görülme olasılığı çok daha yüksektir.

 

Bebeklerin Göz Muayenesi Ne Zaman Yapılmalıdır?

• 31 haftadan önce doğan tüm prematüre bebekler 31. haftada;
• 31. hafta ve sonrasında doğan bebekler doğumdan 4 hafta sonra mutlaka bir göz hekimi tarafından ROP muaynesi yapılmalıdır.

 

Prematüre Bebekler Ne Kadar Süre Takip Edilmelidir?

Prematüre bebekler 45-46 haftalık oluncaya kadar belli aralıklarla ROP muayenesi yapılmalıdır. Daha sonrasında yılda bir kontrol muayenesi yapılmalıdır.

 

Diyabet ve Göz

Diyabet (Şeker Hastalığı) yaşam boyu süren, şeker yüksekliği ile seyreden, kontrol altında tutulmadığı takdirde bütün organlarda hasarlar yapan bir hastalıktır. Diyabette göz sorunları geçici görme bozukluklarından, çift görmeye, takip ve tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına kadar giden “diyabetik retinopati” ye yol açabilir.

 

Kimler Diyabetik Retinopati Açısından Risk Altındadır?

süresi uzadıkça diyabetik retinopati görülme riski de artar. Diyabet süresi 15 yıl üzerinde olanların yaklaşık %75’inde, yani 4 hastadan 3’ünde diyabetik retinopati saptanır. Diyabet süresi attıkça, ayrıca kalp hastalığının, böbrek hastalığının, hipertansiyonun varlığı bu risk daha da artar.

 

Diyabetli Hastalarda Göz Muayenesinin Önemi

Göz dibinde ilk lezyonlar diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra görülmeye başlanır. Ancak düzensiz diyabeti olan hastalarda daha erkende görülebilir.


Gözlerde diyabete bağlı hasar başlamış ise tüm organlarda başlamış demektir. Bu nedenle diyabet tedavisi ve takibinde gözlerin ve göz dibi muayenesinin önemi çok fazladır.


Hastanın hiçbir şikâyeti olmasa bile yılda bir kez göz dibi muayenesi tekrarlanmalıdır. Ancak gözlerinde hasar saptanan diyabet hastaları 3-4 ayda bir kontrol edilmelidirler.


Göz dibi muayenesi, ışık kaynağı ve özel lenslerle küre şeklindeki gözün iç duvarı retinanın incelenmesidir. Bu muayene sonucunda gerekirse ilave tetkiklerle diyabete bağlı oluşan hasarlar tespit edilebilir.


Denizli Özel Sağlık Hastanesi Göz Bölümünde Diyabetle ilgili hasarlar ileri teknoloji cihazlar ile tetkik- tarama ve tedavisi yapılmaktadır.

 

Çocuk Göz Sağlığı

Pek çok önemli göz hastalığı küçük yaşlarda ortaya çıkar. Ancak erken teşhis ve doğru tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilebilir. 0-16 yaşlarındaki çocuklarda göz muayenesi hiçbir şikâyet yoksa;

 

  • • Doğumdan sonraki ilk aylarda,
  • • İlk 1 yaşında
  • • Şikâyeti olsun ya da olmasın 3 yaşında,
  • • Okula başlamadan önce,
  • • Okul süresince düzenli göz muayenesinin mutlaka yapılması gereklidir.

 

Aşağıda belirtilen bulgular varsa vakit kaybetmeden göz muayenesi yapılmalıdır:

 

  • • Bir gözü kısma ya da kapatma,
  • • Siyah görünmesi gereken göz bebeğinde beyaz ya da puslu renk,
  • • Cisimleri sürekli gözüne yakın tutma,
  • • Başını bir yana eğerek bakma,
  • • Gözlerini sık sık ovuşturma,
  • • Bir veya iki gözün içe veya dışa kayması,
  • • Prematüre doğum,
  • • Ailede göz tembelliği teşhisi,
  • • Ailede göz bozukluğu.

 

DENİZLİ ÖZEL SAĞLIK HASTANESİ GÖZ POLİKLİNİĞİNDE yapılacak olan düzenli muayeneler sayesinde bir veya her iki gözde görme azlığı, buna neden olan hastalıklar ve şaşılık erken tespit edilebilir ve tedavisi yapılabilir. Bu sayede ileride büyük sorunlara yol açacak göz problemleri ortadan kaldırılabilir.